"Susam ve Zambaklar" Ruskin'in en çok sevilen, en çok okunan kitabı. şöyle diyor Ruskin:" kendimize dost seçeceğiz. En iyilerini seçmek isteriz, ama nerede bulacağız o dostları? Kaç kişiyi tanıyoruz? Her istediğimizle tanışabilir miyiz? Talihimiz yar olursa, uzaktan görebiliriz büyük bir şairi sesini duyabilirsek ne devlet... Bir bakanın odasında on dakika kalmak bir kraliçenin bakışlarını bir saniye üzerimize çekmek ümit edeceğimiz bahtiyarlıkların en büyüğü. Ama hep buna benzer mesut tesadüfler peşindeyizdir. Yıllarımızı duygularımızı kabiliyetlerimizi harcarız bu uğurda. sayısız zilletlere katlanırız. Bize her kollarını açan bir dostlar topluluğundan habersiz yaşarız. İçlerimizde hükümdarlar da vardır, devlet adamları da. Günlerce şikayet etmeden iltifatlarımızı beklerler. Ağız açmalarına fırsat vermeyiz. Filhakika seçiş hürriyetimizin hudutsuz olduğu tek dünya kitaplar dünyası."
İşte böyle bir dünyayı elimizin tersi ile itip, tamamen televizyon programlarının müptelası haline gelmiş, okumak gerektiğini söyleyip günlerce aylarca elimize bir kitap almayan ,bir toplum haline gelmişiz. Gençlerimizin Internet Caferlerde oyun oynamak ve Chat yapmak ile geçirdikleri zamanı görünce toplumsal geriliğin, şiddetle doluluğun, münferit yaşamın ve ben merkezci olaylara bakışımızın sonuçları karşısında fazla da şaşırmamak lazım. Hangi ebeveyn evinde düzenli kitap okuyup ta çocuklarına emsal olmuştur ya da biz eğitimcilerin kaçı okumayı alışkanlık haline getirmişiz ki talebelerimizden istiyoruz. Durumdan şekva ediyoruz.Okumaktan hangi hakla söz ediyoruz. Kendini yığın haline getiren, monoton bir yaşam süren bir toplum asla muasır medeniyet seviyesine çıkamaz. İddaa salonlarında harcadığımız zaman ve parayı düşündüğümüzde, kupon doldururken yorduğumuz zihnimizi kendi öz meselelerimize kanalize edebilirsek harcanan parayla kitap temin edebilirsek çok daha muasır bir toplum oluşturmaz mıyız?
Niçin okumuyoruz, tembellikten mi? Bence bizimkisi bundan da ilerisi; atalet, dinlemek hatta olabildiğince konuşmak. Bilmediğimiz kesin hükümlere bağlamadığımız, bir yerlerden duyduğumuz savları düşünceleri öyle hararetle savunuruz ki, kendimizi işin piri gibi lanse ediyoruz. Çok konuşuyor az okuyoruz. Niye az okuyoruz? İlk aklımıza gelen boş zaman bulamıyoruz. Doğrudur. Zaman dediğimiz sermayeyi öyle rahat harcıyoruz ki, gereksiz yere katlediyoruz ki, okumaya zaman ayırmamız imkansız hale geliyor. Çünkü kitap okumak, tavla oynamaktan, internette chat yapmaktan, televizyonda gerekli gereksiz her programı izlemekten, playstation oynamaktan daha önemsiz.
Biz kendimize çeki düzen vermedikçe toplumdaki kaoslardan, gençliğin içinde bulunduğu nahoş durumdan, geri kalmışlığımızdan asla kurtulamayacağız. kendi değerlerine sahip çıkmayan kendi düşüncelerini bir düzene koyamayan kişi veya toplumlar başkalarının telkinleri ile yaşamaktan kurtulamaz.
"Kitap susturduğunuz zaman sessiz, konuşturduğunuz zaman konuşan, meşguliyetiniz varken sohbete başlamayan, çalışma zamanında sizi yalnız bırakan, kendisi için giyinip süslenme v utanıp sıkılma zahmetine sokmayan bir gece misafiri, yüzünüze karşı dalkavukluk yapmayan bir arkadaş, azdırıp saptırmayan bir dost bıktırıp usandırmayan, münafıklık yapmayan ve size karşı yalan söyleyip dolap çevirmeyen bir yoldaştır." (el-CAHIZ)