İnsan Biyolojik, Psikolojik ve sosyo-kültürel olarak varlığını sürdüren canlı bir organizmadır. Biyolojik boyutu insanın fiziki yapısı, anatomik özellikleri ile vücut yapısını oluşturan, görünen organik sistemi ifade eder. Psikolojik boyutu ile insanın ruh dünyası, düşünce dünyası, duyguları, kişisel iç dünyasını meydana getiren tüm özellikleri ifade edilir. Sosyo-kültürel boyut ise insanın organik bir fiziksel gerçek olarak hayatını sürdürürken ruh dünyası, duygu-düşünceleri, iç dünyası ile dış dünya-diğer bireyler, toplumsal hayatla kurduğu-sürdürdüğü ilişkiler zincirini ifade eder. İnsan dünya hayatının gerçek bir varlığı olarak kişisel gerçekliği ile toplum içinde bütünün bir parçası olarak yaşam sürerken temel bir gerçekliktir. Bu da gösterir ki, tek başına yaşayamayan, mutlaka ortak yaşam birliktelikleri kurarak yaşam zincirinin ayrılmaz parçası olan canlılığı ile hayat bulan toplumsal bir realitedir. Bu gerçeklik varlığını aile içinde, arkadaş gruplarında, eğitim-öğretim ortamlarında, sportif faaliyetlerde, iş gruplarında, şehirlerde, kırsal alanlarda bulunmak-yaşamak-ortak menfaat grupları oluşturmakla ispatlar.
Toplu yaşam neden gereklidir?
Kent kültüründe, büyük metropollerde bile yalnızlığın yıkıcı sarsıntılarını yaşayan insanın ruhsal dengesizlik yaşamaması, yaşamını renklendirerek moral bulması, topluluk hayatını idame etmesi toplum için gereklilik olarak ortaya çıkarken; Kırsal alandaki insanların bu yaşam birlikteliğini oluşturma konusunda ne kadar örgütlü bir şekilde ilişkiler yoğunluğu meydana getirdiği görülen durumlardır. Yardımlaşma, komşusunu düşünme, ortak faaliyetlerde bulunma ve yalnızlık duygusunu tatmin etmek için grup bilinci oluşturma bilinen gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yalnızlık ortadan kalktığı için, insan tabiatı diğerlerine ihtiyaç hissettiği için, iş hayatında para kazanmak için, eğitim alıp gelişim göstermek için, aile kurup çoğalmak için, insani zevklerin giderilmesi için, arkadaşlık duygularını yaşamak için toplu yaşam bir gerekliliktir. “Yalnızlık hisseden bir kimse için her yer çöldür.” (Çehov)
İnsanlar gelişim süreçlerini her yaşın kendi dinamiklerini yaşayarak geçirirler. Doğarlar, bebeklik döneminin ardından dünyayı algılamaya başlayarak kişilik yapılarını oluşturan ve yaşama dair donanımlarını edinmeyi sağlayan çocukluk evrelerini geçirirler. Ergenlik çağı artık insan için “Ben varım” diyerek hayata kendini kabul ettirmeye çalıştığı yılları ve evreleri kapsar. Gençlik döneminde her şey tamamen insan için yaratılmıştır. Dünyanın tüm imkanları onun etrafında dönmesi gereken elemanlardır. Olgunluk dönemine doğru hayat sorumluluklar edinilmesi gereken düşünceleri de beraberinde getirir. Yaşlılık artık her şeyin yaşanmış-bitmiş yılları olarak görülür. Ölüm anını bekleyen insan için geriye bakıldığında, yoğun bir ilişkiler ağının ve toplumsal hayatın önüne serildiğini görmek bitiş anını hatırlatacaktır. Bu evrelerde her yaşın kendi evresel özelliklerini yaşamak-edinmek belli bir süreçle alakalıdır. Bu süreç “Eğitim” olarak ifade edilir. Eğitim başlı başına bir hayattır, doğumla başlayan bu süreç konuşma-algılama döneminden önce gerçekleşen bir edinim ağı teşkil eder.
Eğitim hayatın tamamında insanın yeni bir şeyler-davranışlar edinmesi ile ilgili olarak özellikle toplu yaşamın beklentileri ile uyumlu değişimler meydana getirmek için girişilen faaliyetler bütünüdür. Aynı şekilde eğitim nasıl yaşanacağını kavramak, nasıl hayat sürdürüleceğini anlamak, ihtiyaçların nasıl giderileceğini öğrenmek, kültür kalıplarını bünyesinde eritmek, konuşmasını öğrenmekten-karnını doyurmayı bilmeye kadar kendini gösteren zamansal içerikleri kapsar. Öğretim faaliyetleri eğitim unsurunun bir parçası olarak belli dönemlerde, belli metotlarla, belli bir yerde oluşturulan planlı-programlı çalışmaları dile getirir. Öğretimde yöntemler belirlenir, amaçlar ortaya konur ve hazırlanan programlar uygulama ile insan eğitimi için bireye yüklenmeye çalışılır. Göze çarpan en önemli ortam okul ortamıdır.
Eğitim-öğretim faaliyetlerinde temel amaç insanın yaşamını sürdürmesini sağlayacak imkanları tanımak, ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmek faaliyetleridir. İnsan hayatının genelinde böylesine ağırlığı olan süreçlerin püf noktası “Bilgi” olgusunu ortaya çıkarma düşüncesidir. Bilgi doğumdan ölüme kadar geçirilen evrelerde edinilen-kazanılan her şeyin özünü ifade eden mutlak gerçekliktir. Yaşamı sağlayan, ihtiyaç gideren, eğitime yön veren, öğretimin uğraş alanı olan, toplumsal hayatın ilişkiler ağını meydana getiren ana unsur bilginin kendisidir. Bilgi somut değildir, görülmez ancak hissedilir. Soyut olan, zihnimizde yer edinen, duygu-düşüncelerimizi yönlendiren, insan varlığı ile dış dünyanın nesnel gerçekliği arasında bağ kuran ve bu bağ sonucu ortaya çıkan üründür. Bilgi edinme eğitim süreci ile paraleldir. “Ne kadar eğitim, o kadar bilgi” bağlantısını kurmak doğru bir tespit olacaktır. Bilginin güç olduğunu söyleyenler, yaşamı farklı kılacak ve kolaylaştıracak yönünü vurgulamak istemiş olacak ki, insanı kuşkudan, acıdan ve korkulardan koruduğunun farkına varmamızı sağlamıştır. İlkçağ filozoflarının ”KENDİNİ BİL” felsefesiyle dünya düşünce tarihine yaptıkları katkıları günümüz bilimsel-teknolojik hayatla kıyaslamak ve kendi bilgisel donanımımızı toplumun tüm bireylerince paylaşılan-kullanılan hale getirmek benliğimizin ve özümüzün farkında olmak anlamına gelir.
Bilgi hazinemizin ana deposu olan kitapların insan için önemini kavramak, sağladığı yararların hayatımızı yönlendirmede olan etlisini düşünmek , sadece öğretimde kullanılan bir araç olmadığını bilmek, zihinsel-toplumsal gelişim unsurlarını kazanmamızda aracı rolünü oynadığını unutmamak “ kendini bil” felsefesinin temelini oluşturur. İnsanın kendini bilmesi demek kendini tanıması, nasıl yaşadığını fark etmesi, özünü anlamlandırması, insanlarla olan hayat bağının farkındalığı, gelecekle ilgili beklentilerinin gerçekleşmesi amacıyla çalışması gerektiğini algılaması demektir. Yaşam bilincinin, toplum bilincinin, öz bilincinin değerini anlamasıdır. Kitaplar ”Bilinç” kavramının bilgisel boyutlu farkındalığını bu yönü ile insanlara kazandırır. Kitap ders çalışan ve öğretim görülen bilimsel içerikleri sunmaz sadece; Hayat felsefemizin, bakış tarzımızın, dünyayı algılamamızın, düşünce zenginliğini kazanmamızın açık kapısını da bizlere sunar. Okudukça düşünce zenginliğimiz artar, bilgilerimiz çoğalır ve yaşamın değişik yönlü çıkmazlarını çözme kabiliyetini geliştiririz. Sınırsız sayıda, sınırsız konuda sadece “ Bilgi” olgusu için üretilen kitapların karanlık bir dünyada ufukları geniş, ümitleri çok bir düşünce dünyasının dalgalarına yönelteceğini belirtmek yanlış olmaz.
Okul çatısı altında kitap-bilgi birlikteliğinin insan merkezli hareketlerle ortaya çıkaracağı eğitim olgusunu “ Gelişim” denen hayat sürecimizin ana elemanları olarak kabul ediyoruz. Okul, özellikle Orta Öğretim kurumları çocukluk-olgunluk arası bir dönem olarak genç kuşak bireylerin paylaştığı mekan olarak hayatı yönlendiren sahnedir. Aktörler olarak doğum, bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, olgunluk, yaşlılık, dönemlerinin gelişim evrelerinde rol oynayan genç nesil hedefler belirleme, geleceğini kazanma noktalarında okul çatısını kendine iskan edici bir anlayışla hareket etmelidir. İnsanlar için ders kitapları öğretimine ; felsefik, psikolojik, sosyolojik, edebi, klasik, şiirsel kitaplar da eklendiğinde ruhsal ve sosyo-kültürel gelişimine katkıda bulunacaktır.
Okullar veli düşüncesinde yer edindiği şekliyle “Okulda kalsın, nerede olduğunu bileyim, okul sahip çıksın” düşüncesinin geçerliliği kadar “ Bilgi edinsin hedef belirlesin, kitapları sindirip öğrensin, kendini yetiştirsin” düşüncesini de zihinlerinde canlandırmalıdır. Okulun fonksiyonu öğrenciye sahip çıkmanın yanında gelişimini sağlayacak bilgi donanımını vermek, gelecekle ilgili hedef anlayışları da oluşturmaktır. Okulun amacı kişiyi zararlardan korumak, kötü çevreden koparmak, muhafaza etmek kadar eğitim almasını sağlamak, terbiye anlayışını geliştirmek, ahlak anlayışını kazandırmak, toplumsal yaşamın gereklerini öğrenmek, kültür unsurlarını edinmek, mutlu olmayı ihtiyaç gidermeyi kavramak, meslek edinmeyi sağlayacak alt yapıyı kurmak gibi fonksiyonları da kazandırmaktır.
Öğrencilerin lise yıllarını hayatın en önemli basamağı olarak kullanmaları kendilerine yansıyacak bir geri dönüşüm sağlayacaktır. Lise yılları sadece gençlik duygu- heyecanlarının yaşandığı yerler değil, bunların yanında bilgi, gelişim, gelecek kazanma, meslek kazanma amaçlarının da edindiği yıllardır.
İnsan özelliklerini ve ihtiyaçlarını fiziki yapı, ruhi yapı ve sosyal hayatı yönü ile taşıyan genç kuşak lise öğrencileri toplumsal hayatın tüm gruplarında bulunmak ve hayatını sürdürmek için istendik davranışların kazanılmasını ifade eden eğitim sürecini edinirken, öğretim kurumlarının basamaklarını aşama aşama geçme durumunda kalacaktır. Edinilen-kazanılan bilgiler ayakta kalabilmek iş edinebilmek, gelir elde etmek için kriter olacaktır. Gelişim sağlayacak alt yapının yazılı kaynakları kitaplar olmakla beraber, düşünsel-kültürel gelişimi de içine alacak bir özellik taşımaktadır. İlköğretim kaynaklı yapıya orta öğretim kaynaklı bir yapı inşa etmek kişilik bütünlüğü, bağlanmışlık, hayatın anlamını kavramak, zevk duymak sonuçlarını beraberinde getirecektir. Kitap-Birey-Gelişim zincirini kendi bilinciyle özümseyen ve donanım elde etme adına çalışan lise öğrencilerinin kendilerini bekleyen gelecek ve statülerin sorumluluk anlayışını kafalarında şimdiden canlandırması gerekiyor. Sanırım sorumluluk birinci derecede ailede daha sonra eğitim kurumlarında. Ahlak anlayışı genel bir kavram olmakla beraber; terbiye toplum kuralları, kültür öğelerini de içine alan çatıyı da meydana getirmektedir. Ahlak ve sorumluluk anlayışı kişiye gelişim sürecinde kazandırılması gereken manevi özellikler olarak aile tarafından hedef seçilmelidir.
Cengiz HAŞİMOĞLU
Fatih Lisesi
Müdür Baş Yardımcısı