“Okul bana sadece sınıf içinde değil, dışında da öğrenebilmeyi öğretti. Tırmanmayı, sallanmayı ve ip atlamayı nereden öğrendim sanıyorsunuz? Peki ya en iyi arkadaşımla tanışmayı nerede öğrendim? “
Jessie BRAUN
Hayatın kalıcı izlerini ilk kez ve belirgin olarak anılarda yer edindiren okul yıllarının masumane ve bir o kadar ölümsüz-değerli güzelliklerini içimizde ruhen taşıdığımız beklentilerle özdeşleştirirken ortaya çıkan tek gerçek şu oluyor: Keşke o günleri bir daha yaşamak için o yıllara geri dönebilsem… Kim yaşadığı acı ve tatlı günlerin hüzünlü yansımalarını ilk heyecanıyla tekrar tatmak istemez? Kim yaşama kapı aralayan ve hayat tecrübelerinin odak noktası olan topluluk anlayışının ilk doğduğu ve kişinin kendini aidiyetle bağladığı grup bilincini tekrar iliklerine kadar yaşamak istemez? Öyle bir insan var mı ki okul yıllarının izlerini hayatı boyunca hatırlamayacak şekilde zihninden silebilsin? Herkesin, kendince, yaşadığı okul yıllarına yüklediği bir anlam ve yaşadığı olaylara bir değer biçme kriteri var. Çoğunlukla bir gruba , bir çevreye, bir ortama aitlik duygusu ile kişilik-benlik oluşumu gençlik yıllarının temelini oluşturmakta.
“Haksız bir dava için dövüşmek, gerçek bir cesaret sayılmaz” diyen W.SHAKESPEARE’ in okul çerçeveli değinimi, iyi bir eğitim, iyi bir arkadaş ortamı, istenen ve özveride bulunulan öğretim modeli, heyecanların motive edilerek mücadeleye döküldüğü spor etkinlikleri ve en önemlisi kişilik oluşumunda, hayat tecrübeleri edinmede kanalize yollar üreten iyi bir öğretmen kadrosu olsa gerek. Çünkü BRAUN’ un sözünden çıkacak sonuçla okulun çeteleşme ve örgütsel yapılarla anılan şiddet uzantılı olumsuz çatışmaları değil, bireyi kendine , ailesine, topluma kazandırmada geniş bir çerçeve oluşturan okulun eğitim-öğretim içerikli örgütlü yapısı katledilmekte. Amaç, görev ve sorumlulukların yazılı olarak belirlendiği ; İş bölümü ve görevlerin yerine getirilmesinde yaptırımın söz konusu olduğu , bir arada çalışan insan topluluğu anlamına gelen örgüt kavramı okul organizasyonunda teşkilatlı bir yapılanmayı ifade eder. Aynı şekilde soygun , gasp, yağma ve bunun gibi yasadışı yollarla geçim sağlamayı yaşam tarzı haline getirmiş grup olarak tanımlanan çete kavramı , bahsedilen ve sınırı belirtilen okul teşkilatlanması ile alakası olmayan sıra dışı bir gerçeği önümüze sermekte. Bazılarının ilintilendirdiği okul ve çete kavramlarının korelasyonel hiçbir bağı olamaz.
Tabiatı gereği insanların aiddiyet duyguları ve bir gruba mensubiyetin getirdiği aitlik duygusu ile güvende olma dürtüsü , sosyal çevrelerin ve arkadaş gruplarının oluşumunda temel olmakla beraber ; gerek bireyin iç dünyasındaki duygu tatmini-yalnızlıktan kurtulma hissi gerekse toplum-topluluk hayatının birlikte yaşama, ihtiyaçları giderme yönelimleri beraberinde örgütsel bir yaşam şeklinin meydana gelmesine (aile yapısı, okul ortamı, arkadaş grupları, spor etkinlikleri vb…) yol açmaktadır. Zaten toplumun kendisi örgütsel iş bölümü ve örgütsel dayanışmanın sosyolojik gerçekliği ile tüm hayatımızı kuşatan bir topluluk hayatına sahne olmaktadır. Bu yönüyle örgütsel yapı ve grup bilinci, zarar verici oluşumlarıyla anti-sosyal grupların oluşumuna toplumun kendisi ve üyeleri tarafından izin verilmeyecek şekilde engelleyici yaptırımlar ortaya koyar. Tersi yönde örgütsel toplum yapısı ve grup bilinci kişiyi yıkıcı olmayan yapıcı etkinlikleriyle faaliyette bulunduğu istendik grup çalışmalarıyla kabullenmeye hazırdır. Grup bilinci denilen dayanışma örneği (okul ortamı, arkadaş ortamları, sportif etkinlikler, öğretim amaçlı çalışmalar, gezi etkinlikleri…) kişinin kendini ispatlamaya, kendi gerçekliğini ortaya koyacak şekilde kabullenilmesini sağlamaya yönelik toplumsal yarar yönü ağır basan psiko-sosyal tatmin içerikli bir birliktelik ifadesidir. Toplumsal yarardan beklenen sonuç, bireyin (öğrencinin) ve etrafındaki tüm varlıkların hayat imkanları ile zarar görmeyeceği güvenli bir ortam olmalıdır. Bunun yolu da çete kurup etrafa şiddet içerikli davranışlar sergilemekle değil, öğrencinin kendisini eğitici ortamların havasını soluma çalışmasını yapmaktan geçer.
Gelişim evrelerini çocukluktan ergenlik ve gençlik dönemlerine doğru sürdüren toplumsal varlık olarak insanın 24 yaş sonrası olgunluk döneminde edineceği hayat imkanlarına sağlıklı bir şekilde ulaşması için belirtilen dönemlerden zararsız olarak sıyrılabilme ve hayatında kalıcı zararlar bırakabilecek ortamlardan sakınmasına ihtiyaç vardır. Çete oluşumlu her türlü şiddet içerikli dışa vurum, kalıcı iz bırakmakla beraber, gerek şiddete maruz kalan gerekse şiddeti uygulayan açısından ileriki dönemlerde psikolojik yıpranmalara ve üzüntülere yol açabilmektedir.
Hiçbir insan anılarında hatırlamak istemediği bir hatırasını yad etmek istemez. Sebep olunan acının başkasına verdiği zarardan dolayı hüzün adına yüreklerde meydana gelen duygusallık bir yana, vicdan denilen ve kişinin kendisi ile muhasebesini ifade eden sorgulamanın akılda-yürekte oluşturacağı pişmanlık duygusu sanırım hissedilmek istenmeyen bir dürtü olsa gerek. Hiç kimse kendi geçmişinde acıya sebep olan bir durumdan dolayı kalbinin sızlamasını istemez. Özellikle kalabalık topluluk hayatının getirdiği yüz yüze birincil ilişkilerin yoğun yaşandığı okul ortamlarında kişinin kendi özgürlüğünün etrafındaki diğer bireylerin özgürlükleri ile eşit ve sınırlı olduğunu bilerek davranışlarda bulunması bu topluluk hayatının genel kurallarından biridir.Yazılı kurallar her zaman için itici etkiler yaratmakla beraber, yazısız kural denilen örgütlü yapıdaki ahlaki davranışlar (gelenek, örf, ibadetler, terbiye kuralları…) kişiyi kontrol noktasında özgürlüğünü olumsuz sınırlara taşımadan yaşaması konusunda öğrenciye rota belirler. Toplum kuralları bu noktada öğrenciyi her türlü olumsuz-zarar verici eylemlerden uzaklaştırır veya korur. Yoksa yanlış anlamıyla özgürlük istenilen tüm arzuların ve hissedilen tüm duyguların sınırsızca dışa vurumu veya yaşanması değil, çevre ile insanlar arasında (öğrenci, anne-baba, öğretmen) herkesin uyumlu mutlu (huzurlu) bir toplum anlayışıyla yaşam imkanlarına katılmasıdır. Özgürlük kavramının, insanın neyi yapmak isteyip neyi yapmak istemediğine kendi iradesiyle karar vermesi ve kararının gereklerini yerine getirirken başkaları tarafından engellenmemesi anlamında bir içeriği var olmakla beraber, bunu mutlak özgürlük diye başka özgürlüklerin sınırlarına taşırıcı yönelimlerden ayrı tutmak lazım. Okul ortamı, eğitsel kazanımların ve kişinin gelişimsel çevrelerinin bütüncül bir yapıdan sorumluluk anlayışının gerektirdiği bilinçle hareket etmeme misyonunu öğrenciye kazandıran öğretim ortamıdır.
Okul, eğitimi (doğumundan ölümüne kadar kişiyi çevreleyen hayat imkanları olarak kazanılan her türlü davranış edinme) ve öğretim (belirli mekanlarda belli metotlarla bilgi edinme süreci) amaçlı bir kurumdur. Temel amaç istendik davranışların kazanılmasında biyolojik, zihinsel ve sosyal gelişim evreleri oluşturmak ve öğrencinin hayat sürecine uyumlu bir psiko-sosyal evreli geçiş yapabilmesini sağlama konusunda olanaklar sunmaktır. Okula bakış açısı, hayata geçiş sürecinin davranışlarını edinme ile ilgili şartları en iyi nasıl kazanabiliriz yönlü olmalıdır. Bazılarının anladığı manada okul, şiddet kavga ortamları değil; Öğrencilerin can güvenliğinin ayaklar altına aldığı mekanlar değil; Öğrencilerin uyuşturucu trafiğinde merkez kabul edildiği rant kaynakları değil; Çeteleşme ve grup birlikteliğinin vermiş olduğu hava ile başkalarının özgürlüğünü kısıtlama ve fiziki müdahaleye yaracak davranışlar için sahnelenen bir tiyatro değil; Nereden edinildiği soru işretleri ile dolu silahların (bıçak, kesici aletler, ateşli aletler vb…) getirilerek kan dökülmesine neden olunan bir ortam değil; Harraç almanın, yol kesmenin, korkutmanın veya sözleşerek sokak aralarında veya okul önlerinde kurulan arenaların görsel mekanları hiç değildir.
12-19 yaş arası dönemin ergenlik-gençlik heyecanı ve büyük adam olma, kendini kabul ettirme düşüncesi öğrenciler açısından sadece etrafa korku verme yönüyle ispatlanan bir yansıma olmamalı, sosyal etkinlikler ve sportif çalışmaların bu konudaki ağırlığının farkında olarak kendini geliştirmeye yönelmesi kabul edilebilir bir gelişim sınırı yaratır toplum tarafından.
Öğrencinin-genç adamın gelişimi ve eğitim-öğretimi bilindiği üzere sadece bilgi içerikli zihinsel argümanlarla yüklü değildir. Bir de içeriğin duygusal-ruhsal boyutu göze çarpmakta. Duyguların tatmin edilemediği ortamlarda bilgi yüklü robotlar yaratmakla eğitim süreci hedefine ulaşmaz. Duygusal tatmin (anne-baba sevgisi, yakın arkadaşlarla olan birliktelik, saygı çerçeveli öğretmen ilişkileri, ders ve not başarısı, sportif başarılar vb…) konuları uyumlu bir hayat sürecinin giriş anahtarıdır ve bu anahtar öğrenci tarafından kullanılarak işler hale gelir. Aynı şekilde genç kuşağın ahlak kuralları itibariyle aile ortamında, okul içinde ve dışında arkadaş gruplarında sergileyeceği davranışlar, onun kişiliğini ve etraftan kendisine yönelik saygı ve onursal davranışları belirleyici roller üstlenmektedir.
Ahlak, genel bir anlam bütünlüğü olan ve insanın bireysel-toplumsal ilişkilerini nasıl yönlendirmesi gerektiğini ortaya koyan iyi ile kötüyü farklılaştırmanın tahlil gücünü ifade eden davranış kalıplarıdır. Öğrencinin sahip olduğu kişilik yapısı, terbiye anlayışı, saygı ve eylem biçimi, konuşma şekli düşüncelerini ifade etme üslubu tamamen ahlaksal yapının temelinin meydana getirir.
Okul içi ilişkiler itibariyle dikkat edilmesi gereken noktalar öğrencinin karşısına şu tabloyu çıkarır: Sınıfındaki tüm bireylerle yanında oturan sıra arkadaşından başlayarak ahlaksal eylemlerde bulunmak. Kız veya erkek kim olursa olsun konuşma biçiminden bakış tarzına kadar olumlu davranış yansımaları oluşturmak. Bilgi merkezi ve örnek tipolojisi ile eğitimci-usta öğretici vasıflı öğretmeni ile mesafeli-uyumlu ilişkiler kurmak, bu doğrultuda öğretmenine saygıyla yönelmek. Sınıf başta olmak üzere tüm okul malzemeleri ve eşyalarını sağlam kullanmak, korunmasını sağlamak.Verilen görevleri ve şahsi sorumluluğunu görev bilinciyle yerine getirmek. Sadece sınıf geçme amaçlı değil, ÖSS ve KPSS başarısı için bilgi temeli edinme amacıyla hedefsel programlar yapmak ve katılmak-uygulamak. Meydana gelebilecek her türlü olumsuzluğun giderilmesinde kendi çevresi ile ilgili tedbirleri yaptırıma dönüştürmek. Etrafında gördüğü zararlı unsurların ortadan kaldırılmasında yapıcı rol üstlenmek ve engel olmak.
Sayılanların arttırılması isteğe bağlı bir durum. Önemli olan güvenli ve huzurlu bir ortam oluşumunda yaşanan çevreyi istendik bir çevre haline getirebilmek. İstendik bir çevrenin oluşumu beklentilerle hayat kazanmaz, kişinin de katkılarını sunmasıyla geçerlilik kazanır. Hiç bir şey hazır olarak bize sunulmaz, o hizmet veya beklenti ancak çalışılarak ve efor sarf edilerek ve bizzat ilgili kişinin (öğretmen, öğrenci, idareci, velinin) katkısıyla hayata aktarılır. Yani sorumluluk noktasında herkes üzerine düşen görevi yüklemek zorumdadır. Görev bilinci okulun kademeli yapısında öğrenci merkezli olmakla birlikte, öğretmen yönlü bir doğrultuya da sahiptir. Öğrenci-öğretmen-idare üçlüsünün yapısı okulun temelini oluşturan iskelet yapıdır.O halde ayakta kalması gereken bu yapının varlık amacını öğrenci-öğretmen-idareci üçgeni gerçekleştirecektir.
Ben okuluma sahip çıkmalı mıyım? Okulum benim için ne kadar değerli? Öğretmen olarak iş ortamım, öğrenci olarak eğitim ortamım bana ne kazandırıyor ve bana ne kazandırması lazım? Bu konuda sorumluluk bilinci beni hangi çözümlere sevk etmeli? İş ortamımda, eğitim ortamımda nasıl bir manzara ile karşılaşmak istiyorum? Beklentilerim ile okula yaptığım katkılar uyumlu olarak beraberlik sağlıyor mu? Ne kadar konuşuyor, ne kadar iş yapıyorum? Her şeyden önce bu soruların birer kalite unsuru olarak göz önünde tutulması ve çözümlenmesi gerekiyor. Tek taraflı beklenti ve çözüm arayışları ile iş yoğunluğunun birilerinin üzerinde olması, adalet anlayışını örseleyici yıpranmalar yaratır.
Sahi “BEN OKULUMDAN NE BEKLİYORUM?” |