Her şey çok küçük bir ayrıntıyla başladı. Yaşamın gizemi, belki de bu ayrıntıyla biraz daha giz olmaktan çıktı. İnsanlık ‘merak’ denilen o müthiş dürtüyü keşfetti ve her keşif beraberinde yeni keşifleri tetikledi.
Milattan önceleri, Thales, suyun maddenin ilk öğesi (arkhe) olduğunu öne sürmüş ve İ.Ö. 585 yılının 28 Mayıs günündeki güneş tutuşmasını çok önceden hesaplamıştı. Bu yüzden 28 Mayıs (İ.Ö.) 585 tarihi fiziğin kurulduğu tarih olarak kabul edilir.
Thales, antik dönemin yedi büyük bilgesinden biri kabul edilirdi. Ege bölgesindeki İon şehirlerinden birinde yaşardı. Diğer İon bilgeleri gibi yazılı metin bırakmamıştır. Yalnız Mısır piramitlerinin yüksekliğini gölge uzunluklarını kullanarak bulması “geometride çap, çemberi iki parçaya böler; bir ikizkenar üçgenin taban açıları bir birine eşittir. Köşesi çember üçgeninde olan ve çapı gören açı , dik açıdır; tabanı ve buna komşu iki açısı verilen üçgen çizilebilir” diye günümüzde bilinen teoremler de Thales’e aittir. Fakat Thales’in önemi ilk kez evreni maddi temelli olarak açıklamaya çalışmasından gelir. Olguları basitleştirerek maddeyi başka bir maddeyle açıklaması ve olayların nedenini mitolojik açıklamalarda ve tanrılarda araması değil doğanın kendisinde araması Thales’i fiziğin kurucusu yapar.
Thales’in açtığı bu yolu Anaksimandros ve Anaksimenes takip etmişlerdir. Daha sonra onların da takipçileri olan Heraklietos, Anaksagoros, Diogenes, Arkhelaos, Demokritos ve Hippon gibi filozoflar ‘İonya Okulu’ olarak anılmışlardır. Bu filozofların ortak noktaları evrenin kökenini maddi temellere göre açıklamaya çalışmalarıdır. Mesela Demokritos, evrenin oluşumunu ve değişimini açıklamak için atom fikrini açıklayarak bu düşünceyi geliştirmiştir.
Perikles’in krallığı döneminde Anaksagoros, Atina’ya giderek bu düşünceleri yaymaya çalıştı. Fakat tutucu olan Atina halkından tepki görünce Atina’dan geri döndü. Atina’da onun öğrencisi olan Sokrates baskılar yüzünden zehir içirilerek ölüme götürüldü.
Sokrates’in takipçileri olan Platon(Eflatun) ve Aristotales Pers savaşlarının ve Sisam adasındaki Pisagorcuların etkisiyle ‘İdealizm’ olarak adlandırılan felsefe akımını kurdular. Bu doğa felsefesinden kopuştu. Bu dönemde Doğa felsefesi, Akdeniz içindeki Miletos kolonilerinde devam etti.
Büyük İskender’in Per istilasını sona erdirmesinden sonra doğa felsefesinin en önemli merkezi Mısır’daki İskenderiye şehri oldu. İskender’in ölümünden sonra Mısır’ın egemenliğini elinde tutan Ptalemais hanedanının yaptığı İskenderiye Kütüphanesi, bir müze ile bir kütüphaneden oluşan büyük bir araştırma kurumuydu. Bu öyle bir kurumdu ki İskenderiye kütüphanesinin katalogu 120 ciltten oluşuyordu. Bu dönem içerisinde yetişen fizikçilerden Heron’un ilk buhar makinesini yapmasıyla, Eratosthenes’in de ilk defa dünyanın çevresini ölçmesiyle (Bugünkü değerinden % 0,1 hatayla bulmuştur.) yeni bir çığır açılmıştır.
İskenderiye kütüphanesinin İ.Ö. 47’de Romalılar, İ.S. 391’de Hıristiyanlarca yakılmasından sonra Thales’in başlatmış olduğu bu dönem sona ermiş ve karanlık çağlar diye adlandırılacak idealist felsefeye bağlı bir döneme girilmiştir.
Tarihin bize not düştüğü o ilk andan bu zamana kadar insanoğlu, bilim bahçesinde oynadıkça yeni serüvenler keşfetti ve bu oyunlar aracılığıyla ufuk aşırı boyutlar açtı. Salt kuru aklın, maddenin ve çıplak mantığın kıskacında acı çeken dünyamızın bilinmezliklerinden sadece kuyudan çıkarılmış bir çakıl taşıdır bilim.
|